Nis 28
bir yolculuk yapsak ;mesela iç ülkemize, hafızamızın yoldaşlığında…
hangi duraklarında en çok konakladık?
en çok kimin yüreğine konukluk ettik?
kimlerin zihninden ve gönlünden sürgünlere itildik?
yanlış evlerde mi yaşlandık?yanlış yaşamlarda mı geçti ömrümüz?
neden eskidi gülüşlerimiz?gürültülü kahkahalarda bile bir tuz tadı…
silmek kabil değil elbet; kurşunkalemle yazılmıyor ömür dediğin fani öykü….
elimize alıp geçmişin defterlerini ,hangi günahlarımızı bağışlatabildik ?
Ve kimleri bağışladık ömrümüzü eskittikleri için?
Nis 22
maskesiz yüzler, maskesiz yaşamlar dilemek mümkün mü?
Hayat ertelenmiş düşler yorgunu değil miydi yoksa?
yarım ve ortada bırakılmış belki de….
kim çıkar masalından ve dahil olur -mu ki ? yekdiğerinin masalına tesadüfi köşebaşlarında?
çığlık çığlığa martılar …gölgesinde kalmış kan/ad/ının…kana/t/arak kendini….zahidane bir öfkesi var siyah martının -gözlerine dünya kaçmış -sanki…..
oysa diz/-e-/leri kanayan bir çocuk kadar ;cahilim , şaşkınım bu dünyada……….anla-y-/t/amadan….
Nis 21
çok bilinmeyenli eşitsizlik denklemiydi hayat!
pişman mısın ?değilim….
-değilim ,hakim bey içime bakıp duruyorum bir vicdan sızlaması görmek için, yok.ya da çok derine sakladım bulamıyorum …oysa buralarda bir yerde olacaktı vicdanım….herneyse..
-değilim ,pişman olmam mı gerek ?…Efendim ,duyamıyorum da …sesi de kısık çıkıyor bunun…çok uzakta herhalde….
eğer bir maniniz yoksa bu akşam vicdanınız sizi ziyarete gelecek,elinde çikolata kutusu ,en okkalısından bir demet çiçek ve ağzının kenarına iliştirilmiş pespaye bir sırıtış ile birlikte……
….olmaz mı efendim kurutemizleyiciden yeni çıkmış takım elbise gibiydi vicdanınız…-kirlenmiş ruhlarınız itinayla temizlenir -temizleyicisinden ….evet işte ondan işte….pir-ü paktı en son aldığımda…
yok efendim ,yok öyle…gözçukurlarınızdan muntazam güzergah boyunca akan o renksiz ve tuzlu suyla vaftiz edemezsiniz ruhunuzu…bu kadar kiri arıtmaz hiçbir ıslak….
ahhh!efendim ahhh!nerde o kaynayan kazanlar masalı ?başınızda bekleyen kırmızı boynuzlu zebaniler? hep masalmış efendim…gökteki afacanın işleri hep bunlar….
düşlerimiz değil midir , en büyük cehennem?…efendim…kimse yok muydu orada?
tut ellerimi ,sakın bırakma….nefes al…nefes al…nefes al….al(-a-)mıyorum…boğu(-lu-)yorum…
kim dim ben ?bana yeniden hatırlat /.ben./i anne…
Nis 18
Bulaşıcı bir yalnızlık akıyordu üzerinden
adamın….
Ölü balık gözleriyle seyrediyordu koşturup duran
hayatı…umarsızlıkla…puslanmıştı zihni tekrar edip duran anılar ve düşünceler geçidinde……..
-‘’rastladım bir gün herkese diyordu kendi
kendine…Herkes nasıl yalnız…ve ne de çok
yalnız….kadınlar da yalnızdı….Evet ama asıl yalnız
olan erkeklerdi….
Dönenip duran bir yalnızlık vardı erkeklerin
içinde; çıkışını kaybetmiş….
.gözlerinin kuytusuna gizlenmiş bilinmeyen bir
kuyuya akıp duran ve hep kendini besleyen bir
yalnızlık……..
‘’Erkekler nasıl da yalnız….niye bu kadar yalnız?
Niye bu kadar çok ?….niye? niye?’’…
Zihninin mağarasında yüzyıllık uykusundan
uyanmış tümceler günışığına koşuyordu,sahibini
daha da bedbin kılarak…… ….
üşüdü birden…..kendine sarıldı…..bedeni değildi
üşüten onu…….,ruhunun histerik çıplaklığıydı
belki…
Nis 13
gökyüzü yağmurun diliyle konuşur bazen……kiminde rahimdir; ılık merhametini savurur yüzüne…
kiminde kahhar;tokatlar damlaların kırbacıyla bedenini, uyandırmak için ”ben”ini..
ruh ki üryan.üşümüş…yağmurlar da terketmiş onu,hüzne garkedip..yoksa değil mi?..
oysa her muhteva biriktirmedi mi gözlerine yalnızlığını siyah bir hüzne bulayıp?.. ”adem” olan firarisi değil
miydi cennetinin -kelamdan ve haramdan uzak-
ve kaçışlar değilse de dönüşler kendinedir bir bakarsın…gövdeni saran kollar omuzlarına bitiştirilmiş……
N@Z
Nis 10
Zahid bizi tan eyleme ,usludan yeğdir delimiz….
der münzevi olan kelamın mağarasında kaleminin hafızasını yoklarken…..
ücra iyidir ve kendine ait bir oda olmalı şu yeryüzünde…
cehennemin dibine kaçmalı ve orda yalnız olunmalı günahkarlar hiyerarşisinde en kirli olmalı belki de….
saç-tım sözcükleri ortaya ve de saçmaladım -mı?
aynam nerede ?giymeli maskemi hemde soytarı olanını….komedi mi oynamalı yoksa trajedi mi?
kargalar da acıktı şimdi….ekmek atmalı tüm kuşlara ;gördükleri ve duyduklarının tuz- ekmek hakkı için…ve gökyüzünü çığlıklara boğdukları için…ve görmekten korkanlar yerine de gördükleri için…..
bizim meclisimizin kıblesi yoktur…Anla-yana…
N@Z
Nis 10
Dil eski lakin ,dilden dökülenler eskir mi?”ey baskalarinin acıları ile acılanmayan,sana insan demek yakısık almaz.” Hafız-i Sirazi
çocuktuk;gökyüzüne bakardık ,doruklardaydı hayallerimizi kurdugumuz o çadır…
dünyanın tüm hayallerini sığdırırdık o geniş ,uçsuz bucaksız coğrafya ya…
Allah bize bakardı, biz Allah’a…severdik Allah ımızı ve konuşurduk onunla …bazen küserdik ona istediklerimiz olmadığında ….
o ezeli çocuğuydu gökyüzünün; biz fani çocuklari yeryüzünün ….. henüz korkularımızı büyütmemiştik…kirlenirdik v e yine de çok güzeldik….ve ne de çok güzeldik…
kim büyüttü bizi? kim yerlestirdi gözlerimize bu öfkeyi ,kederi ve hüznü?………
maktul ortada, lakin cürüm yok ….fail belli mi?….
N@Z
Recent Comments