May 27
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder……
BEHÇET AYSAN
May 17
Ah benim yaralı ruhum…
Ah benim insan kusurum…
Ah benim isyanlarım…
Ah yalnızlıklarım…
Gel artık uslandır beni !!!
uslanmak ne mümkün işte!?.. benimkisi mümkünsüzü mümkün kılma isteği…akıllı uslu otur kızım ,bacaklarını yayma öyle erkekler gibi-öfff tamam anne onlar a bağışlanmıştı değil mi apışarasının otokrasisi-….üç nokta(…)
ne anlatır üç nokta?
VaR mIsIN yoksa yok musun bu oyunda ?
yokum ….olamıyorum…daralıyorum…soluğunla boğma beni….boğma….
bu kadar acırken ve acıtırken mümkün mü?değil tabi acıtma kendini ….
kim öpecek yüreğimden benim,ne çok ufff um var benim böyle kimsenin görmediği….öpme beni sakın öpme….bırak kanayayım…bırak…öptükçe kanıyor daha çok sanki….sanki….
belki….bilmiyorum….
çok yorgunum yine….avuçlarına tokatlarını biriktirmiş hayat sanki….yüzümü niye dönemiyorum öteye…yokum işte yok sayın beni…..
sanki ölüm değil de ölüm gibiydi…
sanki çok soğuk değildi de çok üşümüş gibiydim…
sanki sisi çöktü gözlerime yaşların …
sanki hiç öte olmamış gibi…
sanki derman hiç yokmuş gibi…
sanki…
Sus artık uslandır beni…
May 10
kime yaptım kendimden başka ?ençokacıyanyineben….
ölüm kimin ustalığıdır?kaz, hadi kaz kuyukaz, mezarkaz….kazı gözlerini…gülüöldürkoyubirgeceniniçineatonuvebıraktümşaşkınlığıylakalsınorda…
lagarlık etme!ben kimim ki zaten diye sorma …bakoyürekdenenkanlıçukurelindekanıbulaştıellerinegözlerinederinine…..
cehennem/-in-/de üşü…yan cennetinde…üşüdümçoküşüdümyandımçokyandım…
kutsaldı söz ve yemine dönüşürdü kaynağı dide olunca…nefesalmaboğkendinitıkaboğazınıboğuldunmuboğdunmu?
şaşarak bakakalırım hala…kayıp bir çocuğum sanki;kalabalık gürültülü bir istasyonda birdenbire yolculuğu başlamış…uyan hadi uyan…kırbaçlasanabeniniruhunuuyuma…..
…gözlerinilkgidendisonradaellerin…gülünüküledendahiolalemdeherdemacırmış…acı…
Teni sual etme ten kuru tendir
Can anın içinde gevher-i kandır
Kul Nesimi
May 04
” hadi son türkünü de söyle
söyle son türkünü de gidelim
“gece bitti” de - unut her şeyi
unut bunu da gece bitince.
ben kimi sarmak isterim öyle kollarımla
hangi düşler onlar
tutsak edilmeyen hangi?
işte o onmaz tutkuda ellerim
yüreğime boşluğunu bastırıyor
çürük çarık göğsüm bağrım
sensiz. “
rabindranath tagore
May 03
git başımdan …istemiyorum seni…
kum torbası değilim vurma bana…
ya da dur hadi vur bi daha vur…acımadı ki…acımıyor işte ….
bak açık bir yara gibi dolaşıyorum tuz bas hadi sende …..acımıyor işte…..
diz/-e-/lerimde kanamıyor….oysa kanın sesi duyulmaz imiş .yoksa kanayanın yalanı mı bu da?
büyü artık büyü artık büyü artık …-büyümek istemiyorum …
-dizlerim kanasın ,sanane….
sümüğümü koluma sileyim yine gizlice…
çocukluğundan mezun olur mu insan?
gözleri düne takılı kalırsa büyür mü çocuk olan?
düşleri ve gülüşleri emanetçide unutulmuş çocuklardık belki….kimbilir…
-çok açılma boğulursun ..dur orda…
boğma kendini kendinin girdabında…
düşme kendine …
ben kimdim?
unuttum yine….
Gamım pinhan dutardım ben, dediler yare kıl rûşen
Desem ol bîvefa bilmen inanır mı inanmaz mı?
FUZULİ
Nis 28
bir yolculuk yapsak ;mesela iç ülkemize, hafızamızın yoldaşlığında…
hangi duraklarında en çok konakladık?
en çok kimin yüreğine konukluk ettik?
kimlerin zihninden ve gönlünden sürgünlere itildik?
yanlış evlerde mi yaşlandık?yanlış yaşamlarda mı geçti ömrümüz?
neden eskidi gülüşlerimiz?gürültülü kahkahalarda bile bir tuz tadı…
silmek kabil değil elbet; kurşunkalemle yazılmıyor ömür dediğin fani öykü….
elimize alıp geçmişin defterlerini ,hangi günahlarımızı bağışlatabildik ?
Ve kimleri bağışladık ömrümüzü eskittikleri için?
Nis 22
maskesiz yüzler, maskesiz yaşamlar dilemek mümkün mü?
Hayat ertelenmiş düşler yorgunu değil miydi yoksa?
yarım ve ortada bırakılmış belki de….
kim çıkar masalından ve dahil olur -mu ki ? yekdiğerinin masalına tesadüfi köşebaşlarında?
çığlık çığlığa martılar …gölgesinde kalmış kan/ad/ının…kana/t/arak kendini….zahidane bir öfkesi var siyah martının -gözlerine dünya kaçmış -sanki…..
oysa diz/-e-/leri kanayan bir çocuk kadar ;cahilim , şaşkınım bu dünyada……….anla-y-/t/amadan….
Nis 21
çok bilinmeyenli eşitsizlik denklemiydi hayat!
pişman mısın ?değilim….
-değilim ,hakim bey içime bakıp duruyorum bir vicdan sızlaması görmek için, yok.ya da çok derine sakladım bulamıyorum …oysa buralarda bir yerde olacaktı vicdanım….herneyse..
-değilim ,pişman olmam mı gerek ?…Efendim ,duyamıyorum da …sesi de kısık çıkıyor bunun…çok uzakta herhalde….
eğer bir maniniz yoksa bu akşam vicdanınız sizi ziyarete gelecek,elinde çikolata kutusu ,en okkalısından bir demet çiçek ve ağzının kenarına iliştirilmiş pespaye bir sırıtış ile birlikte……
….olmaz mı efendim kurutemizleyiciden yeni çıkmış takım elbise gibiydi vicdanınız…-kirlenmiş ruhlarınız itinayla temizlenir -temizleyicisinden ….evet işte ondan işte….pir-ü paktı en son aldığımda…
yok efendim ,yok öyle…gözçukurlarınızdan muntazam güzergah boyunca akan o renksiz ve tuzlu suyla vaftiz edemezsiniz ruhunuzu…bu kadar kiri arıtmaz hiçbir ıslak….
ahhh!efendim ahhh!nerde o kaynayan kazanlar masalı ?başınızda bekleyen kırmızı boynuzlu zebaniler? hep masalmış efendim…gökteki afacanın işleri hep bunlar….
düşlerimiz değil midir , en büyük cehennem?…efendim…kimse yok muydu orada?
tut ellerimi ,sakın bırakma….nefes al…nefes al…nefes al….al(-a-)mıyorum…boğu(-lu-)yorum…
kim dim ben ?bana yeniden hatırlat /.ben./i anne…
Nis 18
Bulaşıcı bir yalnızlık akıyordu üzerinden
adamın….
Ölü balık gözleriyle seyrediyordu koşturup duran
hayatı…umarsızlıkla…puslanmıştı zihni tekrar edip duran anılar ve düşünceler geçidinde……..
-‘’rastladım bir gün herkese diyordu kendi
kendine…Herkes nasıl yalnız…ve ne de çok
yalnız….kadınlar da yalnızdı….Evet ama asıl yalnız
olan erkeklerdi….
Dönenip duran bir yalnızlık vardı erkeklerin
içinde; çıkışını kaybetmiş….
.gözlerinin kuytusuna gizlenmiş bilinmeyen bir
kuyuya akıp duran ve hep kendini besleyen bir
yalnızlık……..
‘’Erkekler nasıl da yalnız….niye bu kadar yalnız?
Niye bu kadar çok ?….niye? niye?’’…
Zihninin mağarasında yüzyıllık uykusundan
uyanmış tümceler günışığına koşuyordu,sahibini
daha da bedbin kılarak…… ….
üşüdü birden…..kendine sarıldı…..bedeni değildi
üşüten onu…….,ruhunun histerik çıplaklığıydı
belki…
Recent Comments